• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kmaraş 25 °C

ALEMLERE RAHMET HZ. MUHAMMED

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin doğumuyla karanlık aydınlığa dönmüş ve âlemler merhamet sağanağına tutulmuştu.

ALEMLERE RAHMET HZ. MUHAMMED

 Üstad Mehmet Akif Ersoy’un tabiriyle beşer yırtıcılıkta sırtlanları dahi geçmişti. Oysa Amine’nin evinde o gün tatlı bir telaş vardı. Âlem bir doğuma hazırlanıyordu, kutlu bir doğuma, en kutlu doğuma… Süleyman Çelebi Hazretlerinin dillerden düşmeyen Mevlid-i Şerifinde ifade ettiği gibi;

“Ol Rebi-ûl evvel âyın nicesi, On ikinci gece isneyn gecesi,

Ol gece kim doğdu ol Hayr-ûl-Beşer, Annesi anda neler gördü neler,

Dedi gördüm ol Habîbin Annesi, Bir acep Nûr kim, güneş pervânesi,

Çevre yânıma gelip oturdular, Mustafâ’yı birbirine muştular,

Dediler oğlun gibi hiç bir oğul, Yâradılalı cihân, gelmiş değil,

Bu senin oğlun gibi Kadr-ı Cemîl, Bir anaya vermemiştir ol Celîl,

Doğdu ol saatte ol Sultân-ı Dîn, Nûr’a gark oldu semâvât-ü zemîn”

Peygamber Efendimiz âlemleri böyle şereflendirdi. Geldi ve hanemizi, dünya yurdumuzu huzurla doldurdu. Kalplerimizden kini, düşmanlığı, nefreti söküp attı. Kur’an’da Yüce Allah şöyle buyurarak bize bir dua ve bir hayat prensibi öğretiyor; “Allah’ım benim kalbime hiçbir mümin kardeşime karşı kin, nefret, öfke koyma.” Allah Resulü ilhamını bu ayetten ilham alarak Enes Bin Malik’e şöyle diyecektir; “Yavrucuğum mümkün olduğu kadar, gücün yettiği kadar hiçbir zaman, hiçbir sabah, hiçbir akşam hiçbir mümine karşı kalbinde kin, nefret ve öfke olmasın. Yavrucuğum bu benim sünnetimdir. Kim benim bu sünnetimi ihya ederse cennete benimle birlikte girecektir.”

Peygamberimiz geldiği her yeri şereflendirmiş ve oraya Cenab-ı Allah’ın merhamet denizinden bir adeta bir nehir getirmişti. Efendimizin Medine’ye gelişinde bunun tezahürlerini görüyoruz; Fahr-i Âlem, devesinin üzerinde ağır ağır Medine içlerine doğru ilerliyordu. Sevinç dalgaları şehrin her tarafını sarmıştı. İslam’a merkez olma şerefine erecek bu kudsî şehir, sürûrundan âdeta çalkalanıyordu. Kâinatın Efendisini sînesine almanın, ona yurt ve hicret yeri olmanın sevincini yaşıyordu. Kimi yaya, kimi binekli olan Müslümanların sevinç ve tekbir getirişlerinden âdeta yer gök inliyordu. Kadınlar, çocuklar söyledikleri şiirlerle manzaraya bir başka tatlılık katıyorlar ve şu mısraları tekrarlıyorlardı;

Ay doğdu üzerimize; Veda tepesinden,

Şükür gerekti bizlere, Allah'a davetinden.

Ey bizden seçilen elçi, Yüce bir davetle geldin,

Sen bu şehre şeref verdin, Ey sevgili hoş geldin.”

Medine halkı, etrafa pırıl pırıl nurlar saçan Hz. Resûlullahın mübârek yüzünü görmek için sokaklara dökülmüştü. Çocuklar, bayramlıklarını giymişler, neşe ve sevinç içinde oynuyorlardı. Evlerinin damından kadınlar, yollarda erkekler O’na, “Hoş geldin” diyorlardı: “Muhammed geldi! Yâ Muhammed! Yâ Resûlallah![1] O sırada Neccaroğullarının mini mini masum kız çocukları, defler çalarak Sevgili Efendimize “hoşâmedi” ediyorlardı: “Biz Neccaroğulları kızlarıyız. Muhammed'in akrabalığı, komşuluğu ne hoştur.”[2] Peygamber Efendimiz onlara; "Beni seviyor musunuz" diye sormuştu onlar da; “Seni çok seviyoruz Ya Habiballah” demişlerdi. Efendimiz de; “Allah biliyor ki bende sizi çok seviyorum” demişti. [3]  

Bizler de o kutsal iklimi evimize yurdumuza getirmek istiyorsak sinelerimizi hangi şart altında olursak olalım sevgiye, kardeşliğe, merhamete, birbirimize ve en nihayetinde âlemlerin efendisi olan Sevgili Peygamber Efendimize açmak durumundayız. Bugün dünyanın her yerinde kanla birlikte nefret tohumları saçılarak düşmanlıklar biçilirken bizler Peygamberî ahlakta ayaklarımızı sabit tutması için Yüce Allah’a dua etmeliyiz. Arif Nihat Asya ne güzel anlatıyor bugünkü halimizi;

“Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor...

Diller, sayfalar, satırlar

“Ebu Leheb öldü” diyorlar.

Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed

Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!”

            Bugün Allah’ın Resülünü anmaktan çekinmeyin. Bazıları diyorki Mevlüt Bid’at siz onlara aldanmayın. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimizin gelişine sevinmek ve bunu dile getirmenin neresi bid’attir yani dine sonradan sokulan bir şeydir! Yüce Allah diyor ki “(Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”[4]

            Değerli Okurlar, noktayı Kahramanmaraşımızın yetiştirdiği büyük şair Necip Fazıl Kısakürek ile koyalım;

“Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Rehberim, Peygamberim;

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!..”



[1] Müslim, 8/236; Taberî, 2/248

[2] İbn-i Mâce, Sünen, 2/612

[3] Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 89-90, Semhüdı, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 262-263,Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 341

[4] Ali İmran 31


  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Maraştan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344 224 18 45 | Faks : 0344 224 18 45 | Haber Scripti: CM Bilişim