1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. ALİ YUTGEZEN “Problemleri çözemiyorsak insan yetiştirmede sıkıntımız var demektir”
ALİ YUTGEZEN “Problemleri çözemiyorsak insan yetiştirmede sıkıntımız var demektir”

ALİ YUTGEZEN “Problemleri çözemiyorsak insan yetiştirmede sıkıntımız var demektir”

“Problemleri çözemiyorsak insan yetiştirmede sıkıntımız var demektir”

A+A-

 Özel Beyza Liseleri Müdürü Ali Yurtgezen

 

“Problemleri çözemiyorsak insan yetiştirmede sıkıntımız var demektir”

 

Hocam, öğretmenler günü münasebetiyle eğitim konusunu ele alalım istedik ve ilgililere bir takım sorular yönelttik.  Size de sormak istiyoruz; eğitimcinin eğitime kattığı değer nedir, ne olmalıdır?

 

Eğitim, kazandırılan olumlu davranışlarla bir kimlik yahut kişilik inşası, bir insan yetiştirme sanatı. Eğitimci, yani ana-baba, hoca, usta, öğretmen bu inşanın mimarı olmakla eğitimin en önemli unsuru. Eğitimciler eğitim için bizatihi bir değer yani. Onların örnekliği, kalitesi veya mahareti eğitimin de kalitesini, niteliğini belirler. Gerçi siz anladığım kadarıyla eğitimci derken hususen öğretmeni kastediyorsunuz. Bir eğitimci olarak öğretmenin eğitime değer katması,  öncelikle ne yaptığını, ne yapması gerektiğini bilmesiyle alâkalı. Meselâ takip ettiği müfredatın öğrenciye bir kısım davranışları kazandırmak için vasıta olduğunu bilmesi şart. Dolayısıyla öğretmenin müfredat bilgilerini aktarmakla yetinen pasif bir öğretim figürü gibi görülmesi yanlış. Böyle bir anlayış yaygınlaşmışsa ne eğitimden ne de eğitime katılan değerden söz edebiliriz.  Belki bu yanlıştan vazgeçmek, eğitimi hatırlamanın, eğitime değer katmanın ilk adımı olabilir.

 

Sanki “muallim” veya “hoca”ya göre “öğretmen” adlandırması sizin yanlış dediğiniz bu anlayışı yansıtıyor. Velilerin öğretmenden beklentisi de çocuklarına sınavlarda yardımcı olacak bilgilerin verilmesi. Üstelik pek çok öğretmen yine sizin deyiminizle “pasif bir öğretim figürü” olmaktan memnun gibi görünüyor.

 

Eğitim ağır bir sorumluluk. Kendi konforunu her şeyin önüne alan, toplum adına gelecek kaygısı taşımayanlar için böyle ağır bir sorumluluktan kurtulmuş olmanın rahatlığında cezbedici bir taraf var. Olumlu davranışlar kazandırmak, sağlam bir kişilik oluşturmak yerine sadece sınav başarısına odaklanmak da öğretmene eğitim sorumluluğunu ihmal ettiriyor. Eğitim öğretim sistemimizde yapılan Batı mahreçli düzenlemeler, bilgi ile malumatın karıştırılması, çağdaş eğitimin amaçladığı “ekonomik insan” modelinin en kalkınmış ülkelerde dahi sadra şifa olmadığının görülmemesi, eğitimi unutup anlamsız ve faydasız bir öğretimle oyalanmamızın diğer sebepleri arasında.

 

Milli eğitimimizin sorunlarından biri de bu mu sizce?

 

Biri değil, en önemlisi. Milli eğitimimizde fizikî yetersizlikten müfredata, sürekli değişen sistemden yönetim tarzına kadar yüzlerce problemden söz edilebilir. Bu problemleri mazur gösterecek sebepler de bulunabilir. Fakat ne kadar gerçekçi bir sebebi olursa olsun problemleri çözmek gerekir  ve problemleri insanlar çözer. Şu halde bizim bir insan problemimiz var. Herhangi bir alandaki herhangi bir problemi zamanında ve doğru bir şekilde çözemiyor, sürekli deneme yanılmalarla vakit geçiriyorsak iyi eğitilmiş, işinin ehli insanlar yetiştirememişiz demektir ki bu da neticede bir eğitim ve eğitimci problemimiz olduğunu gösterir. Popülist bir yaklaşımla pek dillendirilmese de milli eğitimimizin en temel problemi öğretmen problemidir. Pedagojik formasyon adına hiçbir işe yaramayan, bizim yapımızla uzaktan yakından alâkası olmayan saçma sapan bir yığın ithal malumatı sadece sınavlarda kullanmak ve atanma imkânı elde etmek üzere ezberleten bir yaklaşımla öğretmen yetiştiremezsiniz.   Öğretmen aslî vazifesinin eğitim olduğunu bilir, buna göre bir donanım kazanırsa, kolaya kaçmak veya şikayetlenmek yerine mutlaka bir çıkış yolu bulur, bir çözüm üretir. Başta sorduğunuz “eğitimcinin eğitime kattığı değer nedir” sorusuna ancak bu merhalede cevap verilebilir. Ancak bu merhalede artı bir değer olarak öğretmenin fedakârlığından, şartlara göre geliştirdiği metot ve tekniklerden, kendisini sürekli yenilemesinden, ihtiyaçları doğru bir şekilde teşhis edebilmesinden , öğrenciye kazandırmak istediği millî, manevî, ahlâkî, insanî değerlerle önce kendisinin mücehhez olmasından söz edebiliriz.

 

Hocam biz aslında gazeteci olarak meselenin toplumsal boyutuna bakıyoruz. Eğitimin sonuçta şehrimize kattığı ya da katması gereken bir değerin, bir getirisinin olması gerekiyor.  Bu konuda ne dersiniz?

 

Eğitimin topluma yahut bir şehre, ülkeye kattığı değer belirlenirken genellikle ekonomik veriler esas alınıyor. Bu yanlış sayılmaz ama eksik.  Bizim irfanımızda ekonomik refah yegâne ölçü değil. Bir toplumda ekonomik kalkınma yanında huzur, güven, dayanışma, karşılıklı sevgi ve saygı varsa; suç oranları giderek azalıyor, problemler daha kolay çözülüyor, doğru tercihler yapılıyorsa orada eğitimin kattığı bir değerden bahsedilebilir. Ben böylece ölçüleri vermiş olayım; herkes eğitimimizin şehre kattığı değeri kendisi belirlesin.

 

Farklı düşünenler olabilir ama kendi adıma verdiğiniz ölçüleri sosyal ilişkilerimizde her zaman gözlediğimi söyleyemem.  Bu durum zaten öteden beri çok belirgin bir problem olmalı ki işte sizin okullarınızın bağlı olduğu Saçaklızade Vakfı anaokulundan üniversite düzeyine kadar bir dizi eğitim kurumu açma ihtiyacı hissetti. Son zamanlarda İmam Hatip okullarının sayısı artırıldı. Bu okullara yoğun bir talep var. Ne dersiniz, daha kaliteli bir insan ve toplum inşası mümkün olabilecek mi?

 

Bizim Saçaklızade Vakfı’nın eğitim kurumları olarak önceliğimiz bu. Ümidimiz ve inancımız olmasa bu kadar ağır maliyetli yatırımların altına girilmezdi. Fakat daha çabuk netice alabilmemiz için velilerimizin de işin eğitim tarafına önem vermesi, bizim bu husustaki tutumumuzu desteklemesi gerekiyor. Öğrencilerimizi ahlâklı, inançlı, edepli, manevî değerlerle donanmış insanlar olarak yetiştirme doğrultusunda yapılanlar onların akademik başarısına engel gibi, zaman kaybı gibi görülmemeli. Örnekliğini ve eğitim sorumluluğunu muhafaza için öğretmenin itibarını korumaya bütün taraflar özen göstermeli.  Daha da önemlisi çocuklarımızın eğitimini sadece okullara havale etmekle yetinmemeli. Okul dışı zamanlarda da gençlere olumlu katkılar sağlayacak kurum ve etkinlikler bulunmalı. Yeri gelmişken böyle bir arayış içinde olan bütün gençlerimize ve ebeynlerine  Saçaklızade Vakfı’nın Uncular Camii yanında bir Gençlik Merkezi’ni  faaliyete geçirdiğini duyurmuş olalım. İmam Hatip okulların çoğalması ve rağbet görmesi de tabela çokluğundan ibaret kalmamak şartıyla elbette bu çerçevede sevindirici bir gelişme.

 

Hocam son olarak öğretmenler günü ile ilgili bir mesajınız var mı?

 

Ben böyle günlere, yani Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü gibi günlere “yüksünme günleri” diyorum. İşin özünde bir külfet gibi görülen sorumlulukların ve bu sorumluluklardan kaçışın bir günlük yapmacık gösteriyle bastırılması gayreti var. Bir günlük hatırlama, geriye kalan üç yüz altmış dört günlük nisyanı meşrulaştırmaz. Üstelik böyle nevzuhur gün kutlamaları bir şahsiyet aşınmasına, dolayısıyla da yine bir eğitim problemine işaret ediyor. 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.