• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kmaraş 9 °C
  • Sıralama ilk kez değişti! Türkiye'nin en güvenilir kurumu...
  • Cumhurbaşkanı'nın sözünü kamu bankaları neden dinlemiyor?
  • Adil Öksüz yurtdışına mı kaçtı?
  • Sıralama ilk kez değişti! Türkiye'nin en güvenilir kurumu...
  • Cumhurbaşkanı'nın sözünü kamu bankaları neden dinlemiyor?
  • Adil Öksüz yurtdışına mı kaçtı?

FAHRİ KURT, KURTULUŞ RUHUNU ANLATTI

Köşe yazarlarımızdan HAK-SEN Kahramanmaraş İl Başkanı Kurt, 12 Şubat Kurtuluş Günü’nde Gönül FM’de katıldığı bir programda kurtuluşun ruhunu anlattı.
FAHRİ KURT, KURTULUŞ RUHUNU ANLATTI

 Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yılı, 5-12 Şubat tarihleri arasında belediye başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların düzenlediği etkinliklerle kutlandı.

Gazetemiz köşe yazarlarından, Kamu Çalışanları Hak Sendikaları Konfederasyonu (HAK-SEN) İl Başkanı ve eğitimci Fahri Kurt ta, Kahramanmaraş’ın kurtuluş günü olan 12 Şubat’ta katıldığı bir radyo programında kurtuluşun ruhunu anlattı. Fahri Kurt, 12 Şubat 2013 günü saat 10.00’da Kahramanmaraş’ta 94.7 FM frekansından yayın yapan Gönül FM’de Mesut Bilal Buğday’ın hazırlayıp sunduğu programa katılarak, Buğday’ın sorularını cevaplandırdı.

Eğitimci Fahri Kurt, programda kurtuluşun arka planında olup biten olayları örneklerle anlatırken, o günlerin ruh ve heyecanını vurguladı. Olayların günümüz olaylarıyla bağlantılarına işaret ederek, yorumlayan Eğitimci Kurt, ‘bağımsızlık karakterinden tarih şuuruna, çetelerden Alman füzelerine, Ergenekon’dan bayrak olayına, cuma namazından Abdallar-davul ve Kanuni’nin Fransa kralının yardım feryadına verdiği cevaba, M. Ali Kısakürek’in Alem-i İslam’a hitabına’ kadar çok geniş bir yelpazede konulara temas etti.

Gazetemiz köşe yazarlarından Kurt, sözlerine Kahramanmaraş’ın, tarihi süreçte askeri, çoğrafi, sosyal, kültürel önemine vurgu yaparak, Kahramanmaraş için serlevha olan ‘Maraş Türkiye’nin kalem kaşıdır / Maraş Türkiye’nin köşe taşıdır / Maraş tarihleri inşa ettiren, / Koca Sinanların ustabaşıdır’ (Arif Nihat Asya)  ve ‘Maraşlım! Bir hamaset destanı nakşedildi bağrına / Yurdumun aslanları öldüler iman uğruna / Ruhlarda bayraklaşan Allah için savaştır / Bu şehitler diyarı, işte bu yer Maraş’tır.’ dörtlükleriyle başladı.

FAHRİ KURT: TARİH MİLLETLERİN HAFIZASIDIR

“Tarih, milletlerin hafızasıdır, hafızamıza sahip çıkmalıyız. Her ağaç kendi kökleri üzerinde yükseldiği gibi milletler de kendi geçmişleri üzerinde ancak gelişebilir. Geçmişi bilmeyenler geleceğe yön vermezler” diyerek sözlerine devam eden Kurt, kurtuluş savaşının en önemli dinamiğinin Türk milletinin bağımsızlık karakteri ve bunu besleyen cihat-gazilik, din-ü devlet, ordu, millet, ilayıkelimeyullah ve devlet-i ebet müddet (cihan hâkimiyeti) gibi kaynağını Kuran’dan-sünnetten alan, inanış ve anlayışının olduğunu belirtti. Kurt, şöyle dedi:

“Türklerin hür, bağımsız, özgür yaşama azim ve kararlığının sebebini, zorlu tabiat şartlarında, göçebe yaşamlarında aramak lazım. Sürekli göç eden, mücadele eden Türkler savaş yeteneklerini geliştirip, bağımsız yaşama alışkanlıklarını kazanmışlardır. Elli yıllık Çin esaretinden sonra tekrar İlteriş Kağan’ın öncülüğünde kurulan, 2.Gök Türk Kağanlığının veziri Tonyukuk (681) kendi adına diktirdiği Gök Türk Abidelerinde ‘toprağımızı, devletimizi kaybettik ama töremizi kaybetmediğimiz için devletimizi yeniden kurduk…’ der. Bilge Kağan da ‘üstte gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça, Türk’ün töresini kim bozabilir?’ der.

Töre demek, kanun, nizam, gelenekdemektir. Töredemek, milletimizin genetiğine kotlanmış bağımsızlık karakteri demektir. Töre kavramı ile Kuran’da geçen ‘millet-i İbrahim’ (İbrahim’in milleti, dini)arasında bağlantı kurulabilir. Töre-gelenek, inanışların bir ürünüdür. Din ise inanış ve yaşayış biçimi demektir. Cumhuriyet döneminde de aynı kodlara işaret eden M.Kemal, ‘Bağımsızlık benim karakterimdir, muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur’ der. Milletimizin bağımsızlık genetiği, tarih boyunca büyük mücadelelerin esas cevherini, çekirdeğini oluşturmuştur.

Bu çekirdek İslam’la da beslenmiştir. Büyük bir sinerji ve enerji ortaya çıkarmıştır. ‘Ergenekon’ kavramına da değinen Kurt, Türklerin bağımsızlık mücadelesini anlatan Ergenekon Destanının, son yıllarda cuntacılarla birlikte anılıp, onlarla hukuki mücadele edilirken ‘Ümraniye soruşturması ya da Balyoz davası’ yerine kullanılması zihinleri bulandırmıştır. Kavramın içini boşaltmış, negatif bir anlam kazanmasına neden olmuştur. Kavramı kirletmiştir.

ÇETELER KUVVAYI MİLLİYENİN ÇEKİRDEĞİ, CEVHERİDİR…

Yerel direnişçilerdir. Kahramanmaraş halkı, din-ü devlet inancıyla, ordu millet olmuşlar. Kendi kendilerine örgütlenip, ortak kararlar almışlar, birlikte uygulamışlardır. Cihat ve gazilik inancı, bu mücadelede esas itici güç olmuştur. Motivasyonu sağlamıştır. Çeteler, sokak serserileri, mahalle kabadayıları değil, onlar sokak sokak, cadde cadde sonra bütün şehri savunan eli silah tutan kadın erkek her yaştan Müslüman Türk Maraş insanıdır. Düzenli ordu kurulmadan önce çeteler ve kuvayı milliye vardı. Kurtuluş mücadelesinde Türk Ordusunun çekirdeği, Maraş’ta çeteler; edeler-ökkeşler, Egedezeybekler, içanadoludaseymenler, doğudadadaşlar, gagoşlarolmuştur. Çeteleri etnik milliyetçilikle yaftalayıp, bu kutsal direniş, mukaddes cihat ruhunu karalamak doğru olmaz.

Avukat M. Ali Bey’in Âlem-i İslam’a Hitabı ve direniş çağrısı Maraş’ta deprem etkisi yaptı. Halkı, kimyasal tepkimeye soktu. 28 Kasım 1919 Cuma günü, kalenin karşısındaki evinden, hasta yatağından şu bildiriyi yazar.

‘Ey millet-i necibe-i Osmaniye, vaktine hazır ol. Müminler 1300 küsur seneden beri Hazret-i Allah ve Peygamber-i Zîşan uğruna can verdiler. Ecdadımız kanı pahasına bu kaleyi fethettiler ve burcuna Al Sancağı diktiler. Fransızlar bayrağımızı indirip, yerine kendi bandıralarını çektiler. Şimdi bunu yerine koyacak birkaç yüz gayretli Müslüman yok mu? İğtişaş (coşkunluk) yapmayalım, yalnız pür vekar ve azamet olarak Al Sancağımızı yerine koyalım ve tekrar kemal-i mehabetle avdet edelim. Korkma!... Korkma!... Seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Alellah kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız, hatta bütün Fransız milleti de kıramaz.’

Bu çağrı, Maraş’ın kurtuluşunda ferman görevi yapar. İmanlı ve vatanseverlerin ruhlarında hemen tesirini gösterir, bir bayrak gibidalgalanır. Bildiri, bütün camilere dağıtılır. Hareket başlar.

MEHMETÇİKTEN BİR KAÇ DAMLA KAN

İslam âlemi kurtuluş savaşında Türkiye’nin yanında yer almış, uluslararası destek vermiş. Topladıkları yardımları Anadolu’ya ulaştırmışlar. Türkistan’dan gelen yardımlar gibi. Türk İslam âlemini toptan karşısına almaktan çekinen İngilizler Anadolu’yu tamamen işgalden çekinmişler.1911 yılında İtalyanlar Trablusgarp’a çıkarma yaparlar. Çetin çarpışmalar olur.

Pakistan’da Muhammet İkbal halka konuşma yapar. Şöyle der: ‘Bu gece rüyamda peygamberimizi gördüm. ‘İkbal, bana dünyadan ne hediye getirdin,’dedi. Ben de dünyada gül hazin sümbül perişan, gülün kokusu, bülbülün güle vefası yok. Trablus tan bir şişe içinde Mehmetçiğin bir kaç damla kanını getirdim, der. Ve İslam’ın son kalası bu devlete, kavmi necip bu millete yardım etmeliyiz, der.

M.Ali Kısakürek’in bu çağrısı, kim bilir kaç Müslüman ülkede ne derece etki yaptı araştırılması gereken bir husustur. Ancak Maraş halkında yedi nokta dört şiddetinde deprem etkisi yaptığı kesin. Maraş Arapçada zaten sarsıntı, deprem anlamına gelmiyor mu?

HALKIMIZI BAYRAKLA TEST ETTİLER

‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’ Bayrak olayın bazı kesitlerini özetleyelim. GuvernörAndre Mutasarrıf Ata Bey ile tartışır. Guvernör, Ermeni tercüman vahan aracılığı ile şunları söyler: ‘Bir bez parçası için bu kadar gürültü çıkarmaya ne gerek var.’ Halk bu söz üzerine üzerlerine yürür. Tercüman tırsar. Koruması halka silah çeker. Nacarların Mehmet, Kocabaşlardan Nacioğlu Mahmut tokatı basar. Mutasarrıf Ata Bey araya girer ortalığı sakinleştirir. Ve ‘Askerlerini al git, yoksa yapacağı biz iyi biliriz’ der. Onlar da ‘Bizim de bir bildiğimiz var. Acele etmeyi, bekleyin’ derler, giderler.

Ertesi gün dükkânlar ve pazarlar açılmaz. Fırtına öncesi sessizlik olur. Guvernör merak eder çarşıya çıkar. Nakip Camii önünde Aşıkoğlu Hüseyine rastlar. ‘Bir bayrak için bu kadar gürültü çıkardınız. İstesem hepinizi yok edebilirdim. Yarın top tüfek kullanırsam, ne yaparsınız. İnsan çoluna çocuğuna acımaz mı?’ der.

Aşıkoğlu Hüseyin de ‘Bayrağı görmek için kör ya da ölü olmak lazım. Kör olmadığımıza göre bizi öldürmen gerekir. Maraş bize mezar olmadan size gülzar olmaz’ der.

Bayrağı indirme teşebbüsü Maraş halkının sabrını ölçmek, manda yönetimine, sömürüye uygun hale gelip gelmediğini test etmekti. Ama ters tepti. Eğer bu olaya ses çıkarılmasaydı. Önce bayrak sonra da analarımızın donları, babalarımızın şalvarları, evlerimizinpanjurları, dükkânlarımızın barakaları açılacaktı. Nitekim Uzunoluk’ta Sütçü İmam olayı ve 7 Şubat olayları buna birer örnek.

TARİH ŞUURU VE MİLLİ DURUŞ-TOKAT GİBİ VURUŞ

Ali Sezai Efendinin tarih şuuru, milliduruşu, Guvernör’e tokat gibi cevabı. İşte bir Osmanlı adamı. Olayı hatırlayalım:

Andre, 29 Kasım 1919 Cumartesi günü şehrin ileri gelenleriyle, ilim adamları, daire müdürleri, hâkimler, komiser ve jandarma komutanı ile bir toplantı yapar ve ‘Ben memleketin imarına, tımarına, ahalinin refah ve mutluluğuna çalışıp lütufla muamele edecektim. Dün kuvve-i işgaliyem aleyhine kıyamda bulundunuz. Eğer isteseydim, bayrak için kaleye hücum edenleri makineli tüfekle taratabilirdim. Binlerce adam ölür ve yaralanırdı. ‘(Sağ kolunu kaldırarak) Bakın bu kolum kuvvettir, (sonra sol kolunu kaldırır) şu kolumda lütuf! Siz hangisine sarılmak istiyorsunuz? Amacınız harp yapmak mı, af dilemek mi? Söyleyiniz!’

Şeyh Ali Sezai Efendi söz alır.

-Dört yüz küsur sene evvel Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Devleti ve Milleti hakkındaki iyi niyet ve himayeleri tarihi hakikattir. Osmanoğulları Fransızları adil, medeni ve dost olarak tanıdılar ve mekteplerde lisanınızı okuttular. Sizden evvel İngilizler de şehre girdi, ama hükümet işlerine karışmadılar. Dini ve millî sembolümüz olan sancağımıza el uzatmadılar. Siz tarafsız hareket edeceğinize dair beyannameler yayınlamanıza rağmen aksine hareket ediyorsunuz. Ermenilerin işlediği hunharca cinayetleri görmezden geliyorsunuz. Bakın benden söylemesi bir daha sancağa dokunursanız bu halkı kimse tutamaz.

Guvernör, Mutasarrıf Ata Efendiyi gösterip ‘Milletin galeyanına o sebep oldu’ deyince; Ali Sezai Efendi ’Hayır’ der, ’hadisenin müsebbibi sizsiniz. Size İslâm ülkelerinden senede iki bayram ve haftada bir Cuma Namazı kılındığı, bayrağın milletimizin istiklâl ve şerefinin alameti olduğu anlatılmadı mı?’

Andre ’İnanın ben sancağın mütekidat-ı diniyenizden (dini inançlarınızdan) olduğunu bilmiyordum. Bilseydim kaleye asker koymaz ve onu kaldırtmazdım’ dese de Ermenileri arkalamaya devam eder ve işin çivisi çıkar. Bayrak olayında gururu kırılan Fransızların, yeni hamlelerle vaziyeti kurtarmaya çalışacakları aşikârdır.

Ali Sezai Efendinin işaret ettiği, Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı Frençesko’nun mektubuna verdiği o cevabı:

KANUNİ’NİN FRANSA KRALINA CEVABI

Ben ki, Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân'ın torunu, Sultan Selim Hân'ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım.

Sen ki,Françe vilayetinin kralı Françesko(François, Fransuva)’sun. Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim.

Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.

CUMA NAMAZI MİLLİ BİRLİK, SİYASİ BAĞIMSIZLIK RUHU TAŞIR

Rıdvan Hoca’nın ‘Kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir şehirde Cuma namazı farz değildir,’şeklindeki Hanefi fıkhının fetvası ve ‘la ilahe illallah’(Allahtan başkasına hayır) şeklinde özetlenecek tevhit inancı bağımsızlık fikrinin manevi temelini, kaynağınıoluşturur. Allahtan başkasından korkmayan, ondan başkasına kulluk, kölelik yapmayan bir millet kimseye esir olmaz. M.Akif’in ‘o rükûlar olmasaydı eğilmezdi başlar…’ dediği şey tam olarak budur. Müslüman için ya istiklal, ya ölüm. Zillette yaşamaksa izzetle ölmek evladır. Milli birlik ve beraberlik için tevhit inancı, cami ve Cuma önemli bir harçtır. Katalizör görevi yapar. İslam dininin hiçbir emri, köleliği, esareti, zillet ve meskeneti tavsiye etmez. İslam cihadı (mücadeleyi),aksiyonerliği, gaziliği, alpliği, bahadırlığı, zaferi ve cenneti müjdeler. Dolayısı ile Cuma namazı milli birlik ve bağımsızlık konusunda bize manevi bir temel sunar. Bu manevi damarın kesilmesi ya da köreltilmesi birlik ruhumuzu, bağımsızlık karakterimizi bozar. Ezan, bayrak gibi hür ve bağımsız oluşumuzun sedasıdır.

ABDALLAR DEVLETİN KURUCU UNSURUDUR

Maraş’ın kurtuluşunda önemli olaylardan birisi de Abdal Halil Ağanın Ermeni Hırlakyan’a ‘Davulumun kasnağını altınla doldursanız yine çalamam. Bu bir din bahsidir. Din gardaşlarımın bağrına çomak vuramam’ demesi kendi milletine, devletin sadakatin, yüksek bir karakterin ürünü ifadelerdir.

Osmanlılar, Oğuz Türklerinin, Bozok Kolu, Kayıboyundandır. Karacahisar’ın fethiyle Osman Gazi buraya kadı ve komutan tayin eder.Aşık Paşa Tarihinde belirtildiğine göre,Osmanlı Devletini kuran dört grup insandan bahsedilir.Bunlar Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum (ilim, fikir, esnaf, sanatkar..), Abdalanı Rum ve Bacıyanı Rum. Burada Rum ifadesi, Anadolu demektir. Türkler, Ortaasya’dan batıya doğru geldikçe batıya daima Rumeli demişlerdir. Mevlana Celaleddin-i Rumi dendiği gibi Rum, Anadolu demektir. İslam’dan önce Şamanizm ritüellerinde kam, şaman, baksı gibi din adamlarına davul çalan, onları sekr, ekstazi, vecd, trans durumuna girmesine, nirvanaya ulaşıp Tanrı ile rabıta oluşturmasına yardımcı olan Abdalan, tasavvufi bir zeminde ele alınıp tartışıldığı zaman daha iyi anlaşılacaktır. Abdalan tarih boyunca Türk insanını davulu ile coşturmuştur diyebiliriz.

Gerçekte mütevazı, sade yaşamları, kanaatkâr, gururlu, onurlu kişilikleri, devlete itaatkar tutumları, miskin halleri ile günümüzde de aramızda yaşamaya devam etmektedirler. Onlar Osmanlı devletinin kurucu üyelerinden biri olarak, Osmanlının mirası üzerine oturan Cumhuriyetin de sosyal bir sınıfıdır. Herkes gibi eşit vatandaşlık haklarına sahiptirler. Kurtuluş mücadelesinde de görüyoruz ki Türkün Türk’ten başka dostu yoktur. Devletinkurucuları, yine kurtarılmasında da esas rolü oynamışlardır.

DAVULMİLLİ TEMSİL VE BAĞIMSIZLIK SEMBOLÜDÜR

Maraş’ta doğan her çocuk ezan sesine, davul sesine aşina büyür ve bunların müptelası olur. Bu, milli ve dini bağımlılık ve bağlılık demektir. Ezan, bağımsızlığımızın, en gür sada ile günde beş defa ilanıdır.

Davul, bayrak, kılıç, at bağımsızlık, özgürlük nişaneleridir. Osman Gazi Selçukluların bir uç beyidir. Sultan II. Alâeddin’den davul, bayrak, bir at, bir kılıç hil’at-i şâhâne(sultan elbisesi)gönderir. Osman Gazi, Divan mensuplarını, âyân erkânını süsletir, sultanlık divânını tertip ettirir. Anası, Osman Gazi’yi saygı için ayakta selamladı. O nevbet vuruluncaya kadar ayakta durur. Şahlık kaidesi ve emirlik gereğince, nevbet-i Osmânîvurulur. Burada görüyoruz ki davul, devletin kuruluşunda önemli bir enstrümandır. Allah’ın 99 ismi ile notalanmış parçaları çalan, orduları coşturan mehterin de baş çalgısıdır.

Davul, düğün ve şenliklerin vazgeçilmez bir parçası olduğu gibi savaş, zafer ve kurtuluş muştusu olarak da ruhumuzun derinliklerinde hep gümler durur. Ancak son yıllar yozlaşan dini algılarla, davulun ve abdalların horlanması, düğün ve şenliklerde ecnebi enstrümanların davulu tahtından etmesi düşündürücüdür.

Ezan ve davul aslında şanlı bayrağımızın süzgün rüzgârlarda suskun dalgalanışının kükremiş halidir. Davulların susması, fırtına öncesi sessizlik, ya da ölüm öncesi sekerat hali demektir. Davul Maraş’ın kurtuluşunda da önemli bir figürdür. Nostaljik de olsa yaşatılmalıdır.

Davul çalmazsa bayrak dalgalanmaz. Bayrak dalgalanmazsa da ezan okunmaz. Zincirin halkaları kopmamalıdır. Davul da çomak ta biz de olmalıdır. Ermenilerin rüşvetle davulu ele geçirmek istemeleri boşuna değil.

PATRİOTLAR KURTUŞ GÜNÜNÜ VE KAHRAMANLIĞI GÖLGELEDİ

Füzelerin ‘Kahraman, Gazi, Şanlı’ olan bu üç şehre konması tesadüfî olamaz. Bu şehirlerin tarihi şan ve şereflerini, alpliğini, bahadırlığını gölgelemek gibi bir psikolojik tarafı da olabilir. Bunların 70 km kadar alanda etkili olduğu biliniyor. Daha önce İsrail’e de bu böyle bir sistem kurdular. Hamasın füzeleri karşısında çaresiz kaldı. İsrail şimdi bu sistemi yeniden gözden geçirme kararı aldı. Bu isteğini ABD’ye iletti.

 Batı Türkiye’nin başını belaya sokmak için uğraşıp duruyor, eline silah veriyor. Komşuları birbirine kışkırtıyor. İkinci Abdülhamit’in Avrupa’ya karşı yürüttüğü ‘birbirine düşürme, ayrıştırma, uğraştırma, boğuşturma’ siyasetini şimdi Avrupa bize uyguluyor.

 Bu iki silah bana Almanların birinci dünya savaşında Türkiye’ye gönderilen Yavuz (Goeben)  ve Midilli (Breslau) gemilerini hatırlattı. Yine Rus mermileri ile Maraş’ın kurtuluş mücadelesini hatırlattı. Her şey gayet masumane, makul şartlar içinde sessizce yapılıyor. Füzeler, BOP (büyük orta doğu projesi)nin bir ayağı mı? Ne ayak?(!)

NATO’NUN TÜRKİYE’DE KAÇ ÜSSÜ VAR?

Türkiye dış siyasette ‘denge’ politikası izlese de her zaman yüzünün batıya dönük olduğu açıkça belli. 1949 ‘da kurulan NATO’ya, ülkemiz 1952 yılında girdi. Başlıca giriş sebebi ‘güvenlik’. Ancak Türkiye’nin güvenliğinden ziyade Avrupa’nın güvenliği esas olmuş, Türkiye ise Avrupa’nın ucuz jandarmalığını yapmıştır diyebiliriz. Basına yansıdığı kadarıyla ülkemizde 52 tane NATO üssü var. ASELSAN’ın (askeri elektronik sanayinin)yarısının İsrail’e satıldığı doğru mu? Eğer bu doğruysa içerden kuşatılmışız demekti. Şimdi yine sömürgeci batı Suriye’deki emelleri için Çin-Rus-İran tehdidine karşı Türkiye’yi kullanmakta, ülkemiz bu emperyalist canavarların boğuşma alanı yapılmak istenmektedir.

Bana göre Maraş bahane asıl maksat ise İsrail’i korumadır. Avrupa bizi ne zaman korudu ki şimdi korusun. Ellik gâvurunun silahı ile savaşılır mı? Bir zaman kazma kürekle kovduğumuz Fransızların yerine Almanları kendimiz davet ettik. Ne garip bir çelişki değil mi? Sizce Fransızlar Maraş’tan gerçekten gitti mi? Nedir ozaman caddeleri ve sokakları dolduran Fransız saltanatları.

Temel Fadimeyi öpmüş. Fadime, Ya Temel, öpmene kızmıyorum da ağzının selini eteğime silmene kızıyorum, demiş. Kapitülasyonlar misliyle geri gelmiş, siyasi işgal yerini ekonomik sömürü almış, Lord Gürzon’un Lozan’da İsmet Paşa’ya dediği gibi İngilizlerin-Fransızların eli bizim cebimizden hiç çıkmaz olmuş, biz kalkıp Fransızlardan kurtuluşun bayramını yapıyoruz!

TARİHLE ÖVÜNME HASTALIĞI

Mezardakilerle öğünmek dirilere yakışmaz. Geçmişe takılıp, övünme, avunma maraziyesine yakalanmadan, ibret alıp tedbir almak gerekir. ‘Çalışmadan, üretmeden tüketen milletler önce kişiliklerini, sonra da istiklallerini ve istikballerini kaybederler.’Çalışıp kazanmadan kendimize güvenemeyiz. Övünmeye, bayram etmeye hakkımız olmaz. Kafelerde değil, laboratuarlarda sabahlamalı, uzaya gönderdiğimiz füzelerin ucuna ‘innafetahna leke fethan mübina ‘yazmalı. Ecdat bu vatanın bedelini kanlarıyla peşin ödediler, şimdi cennete kızıl güller içinde mütebessim. Bizler ise kumarcı evlat gibi satmamalıyız. Mirasyedi olmamalıyız.

HERŞEYE RAĞMEN…

Davulunun kasnağı altınla doldurulsa da satılmayan, şanlı tarihinden ibret alarak, sürat alarak koşarak çalışan, yılmayan, korkmayan, mazeret üretmeyen, uyuyanların esir ya da köle olarak uyanacağını bilen, yeni nesil Türkler olarak ‘asımın nesli’ olabiliriz. Unutmamalıyız ki ‘zaferler, ekonomik zaferlerle taçlanmadıkça tam bağımsızlığa kavuşulmuş olmaz.’ Tarihin tekerrür etmemesi için her 12 Şubatın bizlere muhasebe olması dileğiyle… Empeyalistlere Maraş’ın kurtuluşu ibret olması temennisiyle…’  


  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Demokrasiye teknolojik destek11 Ağustos 2016 Perşembe 18:54
  • K.maraş'ta Mitingden mitinge koşuyordu FETÖ'cü çıktı!11 Ağustos 2016 Perşembe 11:23
  • Benzin ve gaz yağına zam11 Ağustos 2016 Perşembe 08:41
  • Erdoğan çağrı yaptı! İndirimler peş peşe geliyor10 Ağustos 2016 Çarşamba 12:39
  • Hayvan leşleri ile gündem olan nehir temizleniyor08 Ağustos 2016 Pazartesi 17:29
  • Kahraman şehidin adı Kahraman Maraş'ta yaşayacak30 Temmuz 2016 Cumartesi 16:19
  • Pazarcık'a yeni oyun parkı28 Temmuz 2016 Perşembe 13:02
  • İş adamları darbenin karşısında26 Temmuz 2016 Salı 17:15
  • Ekonominin gururu: İSKUR GRUP26 Temmuz 2016 Salı 17:02
  • Afşinbey Caddesi asfaltlandı20 Temmuz 2016 Çarşamba 12:14
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Maraştan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0344 224 18 45 | Faks : 0344 224 18 45 | Haber Scripti: CM Bilişim