• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kmaraş 17 °C
  • Erdoğan-Merkel görüştü! İşte Merkel'in istekleri
  • Hakkari Çukurca'da patlama! Şehit ve yaralılar var
  • Fitneciler kaybetti, AK kadrolar kazandı
  • Erdoğan-Merkel görüştü! İşte Merkel'in istekleri
  • Hakkari Çukurca'da patlama! Şehit ve yaralılar var
  • Fitneciler kaybetti, AK kadrolar kazandı

“Maveraünnehir’den Anadolu’ya Ehl-i Beyt Aşkı”

Ahmet Doğan İLBEY

Hicrî yılbaşı Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın risaletinde Müslümanların Mekke'den Medine'ye hicretinin başladığı takvimdir. Hicrî takvime göre yılbaşı 1 Muharrem'dir. 1437. senesine girdiğimiz Hicri Yılbaşı Muharrem’ Ay’ının başlangıcı olduğunu her Müslüman bilir.

Müslümanların nezdinde ulvî bir değere sahip olan Muharrem Ayı’nda Müslümanların ortak hüznü olan Kerbelâ hâdisesinin yaşandığı aşure günü idrak edilir.

 

Zulme ve haksızlığa uğrayan Hz. Ali (r.a) ve Hz. Fatıma anamızın evlâdı Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve maiyetinin yaşadıkları acıyı Müslümanca yâd ettiğimiz her Muharrem Ayı’nda yüreğimiz ulvî duygu ve temennilerle dolu ümmet birliğine dâvet için çırpınıyor yine.

 

Yüreklerimizi hüzünlere gark’eden bu acı, Hz. Peygamberimiz (s.a.v)’ın ehl-i beytine muhabbet besleyen ve ümmeti birleştirici bir mânevî acıdır. Osmanlı Türk tasavvuf edebiyatımız bir baştan bir başa ehl-i beyt üstüne yazılan mersiyeler, muharremiyeler, niyazlar, ilahiler, nefeslerle doludur.

 

Ehl-i beyt’in, yâni Hz. Hüseyin ve maiyetinin şehit oldukları yüce dâva Hz Peygamberimiz (s.a.v.)’ın dâvasıdır ki, Kerbelâ, haksızlığın ve zulmün karşısında durmanın sembolüdür.

                                                                                                                                            Bu ulvî duygu ve temennileri âciz gönlüm bir kez daha yaşadı. Sütçü İmam Üniversitesi Kültür ve Medeniyet Topluluğu tarafından tertip edilen “Ehl-i Beyt Aşkına / Maveraünnehir’den Anadolu’ya”  adlı programda yaşadım bu cezbeli saatleri. 

 

Yüreğimi toplayıp muhteşem İslâm mâzimizin evliyasına, enbiyasına, ulusuna niyazda bulunmama vesile olan birliği sağlayıcı program, bu fikirli faaliyetlerin teorisyeni, pratisyeni ve Topluluğun danışmanı Öğrt. Gör. İsmail Göktürk’ün vecdli ve dokunaklı giriş konuşmasıyla başladı.

 

Yüreğini üniversiteye taşıyan, konuşmasında resmî ideolojinin zerresi dahi bulunmayan cesur ve pervasız bir fikir adamı olan Türkiye Yazarlar Birliği Şehr-i Maraş Şube Başkanı İsmail Göktürk dokunaklı üslûbuyla Ehl-i Beyt’in Müslümanlar nezdinde niçin değerli olduğunu ve bu mevzu çerçevesinde Ali Yurtgezen hocadan öğrendiklerini anlattı.

 

Birkaç saatliğine de olsa modernizmin dişlilerinden kurtaran bu anlamlı programın takdimcisinin, Allah vergisi hitabetiyle, konuşmacıların mevzuu hakkında verdiği kısa bilgi sunuşlarıyla, okuduğu Kerbelâ ilahileri ve nefesleriyle dinleyenlerin tecessüs ve zihnini daha baştan açan KSÜ Basın Yayın Uzmanı Mehmet Yaşar olduğunu hatırlatayım.

 

En evvel Somalili Mahmut, yâni nerelisin diye soranlara “Anadolu’nun Somali kasabasındanım” diyen KSÜ talebesi Mahmut Muhammet Şıh Ali’yi Kur’ân tilaveti için dâvet etti ki, Cenab- Hakk’ın, simsiyah teninden nur yaydığı, aydınlık saçtığı güzel Mahmut’un, şirin Mahmut’un simasından zâhiri ve bâtınî her iki cihetten de hâlisiyet ve samimiyet akıyordu.

 

Semerkand Dergisi yazarı Ali Yurtgezen hocanın konuşmacı olduğu ulvî hüzünlere gark’olduğumuz programda Öğrt Gör. Arif Yücel ve Öğrt Gör. Ahmet Görüzoğlu ud eşliğinde Kerbelâ ve ehli-i beyt mersiyeleri ve ilahileri sundular. Hüznüm ve vecdim gram gram yükseldi.

 

Ali Yurtgezen hoca konuşmaya başladı ve başımın ağrısı, kalbimin ağrısı gitti. Ehli irfan bilir ancak bu hâlimi. Ehl-i beyt diyerek başladı sarahat ve selaset dolu vakur ve asude sahibi, incitmeyen merhametli ve bedii hitabıyla. Ehl-i beyt’in, fakirin bilmediği, eminim birçok dinleyicilerin de bilmediği mâna ve tariflerine girdi. Bu mübarek nesepten gelenlerin “Seyyid” ve “Şerif” olarak sıfatlandırıldığını, bu silsilenin istismar edilmemesi ve mânasının dışına çıkılmamasını temin için Osmanlı devirlerinde “Nakibül Eşraf” müessesesinin varlığından bahsetti.

Sonra, ehl-i beyt’in maiyetiyle Emevi zulmünden uzaklaşıp Maveraünnehir’e, yâni Horasan bölgesine hicretini anlattı. Anlattı da kendimden geçtim.

Muhteşem İslâm mâzimizim bütün uluları, velileri, erenleri, Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın ashabı kalbimin üstünden geçti bir bir…

 

Fakir gibi ham ve dünya kokan bir beşerin yaşadığı duygular bunlar. Ehl-i Beyt’in düğünündeydik. Başımızda pazarbaşımız Ali Hocam vardı. Her yer dost, her yer Ehl-i beyt’ti o gün. Bütün dostlar o gün oradaydı. Ehl-i beyt aşkına cem olunmuş, hüzün çekilmiş Hüseynî bir bayramdı bu. Görecektiniz bu fakiri, nasıl da uçuyordu iki kuşak dostlarının arasında. 

 

Bu kutlu ve hüzünlü günün sakisi, mihmandarı KSÜ Kütüphane Müdürü, Türkiye Yazarlar Birliği Şube Başkan Yardımcısı, şair ve hikâyeci, güleç yüzlü dost Hasan Ejderha idi. İçeride çaylar, aşûre ikramında çaylar onun ev sahipliğiyle hiç eksilmedi.

 

Mâna dolu bu fikirli programı tertip eden Kültür ve Medeniyet Topluluğu Başkanı gönül dostum, tercümanım Ferhat Ağca, Türkiye Yazarlar Birliği Şehr-i Maraş Şubesi Mes’ul Müdürü hasbî dost Hacı Ahmet Eralp ve Mostar Dergisi yazarı Mehmet Raşit Küçükkürtül vardı yanı başımda hep. Hunu nam Dr. Mehmet Ceran dostumu da görünce sevindim bu Hüseynî bayramda. Alperen meşrepli şair dost Fazlı Bayram’dan daha nice dostlar bu Hüseynî günde saf tuttular. 

 

O gün neredeydiniz Batı gurbetine çıkan dostlar? Gönül gözünden uzaklaşan dostlar? Yüreğiniz pas bağlamadı mı dostsuz şehirlerde ve mahfillerde?

 

Somalili Mahmut aşûre ikramında, Somali’inin komşu ülkesi Cubuti’den Şehr-i Maraş’a tahsil yapmaya gelen Esma isimli gencecik bir ümmetdaş kızımızla tanıştırdı. Mahmut gibi simsiyah nurlu siması masumiyet ve ihlasla kaplıydı. Saf ve hilesiz ümmet numunesi gencecik bu yavru kızımız yuvasından ayrılıp buralara okumaya gelmiş.

 

“Ah, Türkiye!” dedim,  “Bu ümmetdaşları yabancı sanan, hor gören Ulusalcı ırkçıların vesayetinde kaldığın dünkü karanlık yıllara dönmezsin bir daha” dedim.

 

O gün kalp saadetim tamam ve gönlüm sürur bulmuş olarak döndüm modernizmin pençesinde kıvranan şehrin cangıllarına…

 

Hâsıl-ı kelâm;  Cezbeye kapıldığım, vecde geçtiğim programlarda hep İsmail Göktürk’ün parmağı var!

 

Ah, İsmail! Senin başka işlerin yok mudur modernler gibi? Derûnumuzu kuşatan, bizi bir müddet de olsa alıp uluların, ehl-i beyt’in âlemine götüren bu programlar ahiretliğine hazırlık olur, ümmetin ve milletin senin için “biz onu iyi bilirdik…” derler inşallah.

 

Gördüm ki üniversitenin sınıflarında, sokaklarında, salonlarında kültür medeniyet nâmına İsmail’in ayak sesleri vardı yine.

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Maraştan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344 224 18 45 | Faks : 0344 224 18 45 | Haber Scripti: CM Bilişim