• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Kmaraş 1 °C
  • Adil Öksüz yurtdışına mı kaçtı?
  • Türkiye ve Rusya arasında yeni bir ittifak kuruldu
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'vatandaşlık' açıklaması
  • Adil Öksüz yurtdışına mı kaçtı?
  • Türkiye ve Rusya arasında yeni bir ittifak kuruldu
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'vatandaşlık' açıklaması

Pİ ANALİTİK MÜDÜRÜ MUHAMMED KASAP SORULARI CEVAPLANDIRIYOR.

Kahramanmaraş’ta eğitimin şehre kattığı değer nedir? Kahramanmaraş’ın eğitime kattığı, eğitimin şehre kattığı değer arasında çok bir şey yok. Eğitim şehre, şehir eğitime bir katkı yapamıyor. Bu sadece Kahramanmaraş’ın sıkıntısı değil, bu ülkenin sıkın
Pİ ANALİTİK MÜDÜRÜ MUHAMMED KASAP SORULARI CEVAPLANDIRIYOR.

 MUHAMMED KASAP,

Pİ Anatilik Dershanesi Müdürü

 

Kahramanmaraş’ta eğitimin şehre kattığı değer nedir?

 

Kahramanmaraş’ın eğitime kattığı, eğitimin şehre kattığı değer arasında çok bir şey yok. Eğitim şehre, şehir eğitime bir katkı yapamıyor. Bu sadece Kahramanmaraş’ın sıkıntısı değil, bu ülkenin sıkıntısıdır.

 

Bizim iki tane milli olan bakanlığımız var: Biri Milli Savunma Bakanlığı, diğeri de Milli Eğitim Bakanlığı. Maalesef biz Milli Eğitim Camiasının içerisindeyiz. Eğitimde istenilen düzeyde değiliz. Yapılan değişiklikler de alınan kararlar da eğitimin ileriye gitmesi için değil. Eğitimin iyi olması için zaten köklü bir değişikliğin olması gerek. Yani müdür atamaları ile öğretmen atamaları ile bina yapmakla eğitimi biz eğitimi bir nebze yukarıya getirebiliriz ama istenilen düzeye getiremeyiz.

 

Eğitim tek boyutlu olan bir olgu değil. Fiziki şartlar, ekonomik şartlar, iklim şartlar gibi diğer etkenler de eğitimin seviyesini etkiler. Kahramanmaraş, diğer illere göre de daha geride. Kayseri, Gaziantep, Osmaniye gibi illerde bir eğitim seferberlikleri başladı. Önceki valimiz, iyi bir eğitim seferberliği yaptı; sınıfların öğrenci sayısını beli bir noktaya getirdi ama ben şunu gördüm:

 

Öğretmen bu işi severek yapmadığı sürece ne yaparsak yapalım olmaz; isterse sınıfları 1’er kişilik yapalım, biz öğretmenleri harekete geçirmeliyiz. Benim yıllardır savunduğum fikir bu. Şu anda hükümetimiz öğrencilere kitap dağıtıyor, tablet dağıtıyor, akıllı tahtaları sınıflara koydu. Çalıştaylar yapıyor, binalar çok güzel şu anda. Özel sektörü geçmiş devlet okullarında binalar. Bazı okullarda 23-24-25 kişilik sınıflar var.

 

Ama eğitim yine aynı. O zaman orada bir hata var. Biz öğretmenleri eğitimin içine yönlendirmeliyiz. Öğretmenleri ek işlerden kurtarmalıyız. Öğretmenin birinci işi eğitim olmalıdır. Ama maalesef şu an, öğretmenlerimizin birinci işinin eğitim olduğuna ben inanmıyorum açıkçası. Bu nedenle bakanlığın önce öğretmenleri eğitime döndürmesi gerek. Yani öğretmenlik parayla yapılacak bir iş değil, öğretmenlik öğretmen işini severse ancak başarılı olur.

 

Aslında biz biraz da temele dönmeliyiz. Bir her öğretmenlik fakültesini bitireni öğretmen diye alıyoruz. Özel sektörde bir öğretmen alımı yaparken ya da bir işçi alımı yaparken, sadece sınav sonuçlarına ya da diplomasına bakmayız; onun yeterliliğine de bakarız. Bir deneme sürecinden geçiririz onu biz. Ama devlete atanan bir öğretmen kendini garanti altına almış oluyor ve yıllarca da kendini yenilemiyor. Yenilemediğinden dolayı da çağın gerisinde kalıyor, hatta çoğu öğretmenlerimiz de öğrencilerin alay konusu oluyor.

 

En son yapılan akıllı tahta ve tablet uygulamasında, şu anki yetişen gençlik öğretmenlerin çok çok önünde. Bundan dolayı da hem idareci, hem öğretmen, hem de öğrenci aynı teknolojik bilgilerle donatılmalı. Benim görüşüm eğitim adına bu, tekrar söylüyorum; öğretmenleri hevesli hale getirmeliyiz. Yani öğretmenler derse aşkla, şevkle girerse başarı gelir. Yok mudur, böyle öğretmenlerimiz var ama sayılarını bizim artırmamız gerekir. Yoksa gerçekten Kahramanmaraş’ta bu işi çok iyi yapan, bu işe gönül vermiş, ülkenin geleceğinin eğitimden geçtiğini bilen öğretmenlerimiz var. Ama bunun sayılarının da artırılması gerekir, diye düşünüyorum.

 

Eğitimcilerin eğitime kattığı değer nedir?

 

Ülkenin geleceğine yön veren insanlar eğitimcilerdir. Önce biz eğitimcileri alırken seçmeliyiz. Ben uzun yıllardır dershaneciyim. Öğrencilerimiz tercihlerini yaparken önce hukuk fakültesini, işletme fakültesini ve en sonunda eğitim fakültesini seçiyoruz. Yani öğrenci, kazanamazsa eğitime gidiyor.

 

Zaten bir tercihte kaybediyoruz bir kere. Eğitimcilik zorunlu tercih oluyor, gibi. Yani eşit ağırlık öğrencisinin ilk hedefinde hukuk fakültesi var, sayısal öğrencisinin ilk hedefinde işte sağlıkla ile ilgili bölümler var. En son bölümlerde de baktığımız zaman eğitim var. Biz eğitimciyi seçerken de okullardaki rehber hocalarına çok büyük görevler düşüyor.

 

Eğitimcilerimize de okullarda çok çok büyük görevler düşüyor. Nedir bu? Öğrenciye ufuk vermeli, öğrenciye bilgi değil bilginin yolunu göstermelidir. Hani balık vermeyi değil, balık tutmayı biz onlara göstermeliyiz. Şu anda bizim yaptığımız şey ezbercilikten öteye geçmiyor. Son yıllarda bu herkes sanki eğitimi sınavdan ya da testten sananlar var. Eğitim bir test değildir yani…

 

Eğitim; görgüdür, gelenektir, ülkenin gelişmişliğini gösterir. Bizim eğitimimiz ne kadar iyi olursa, ülkenin gelişmişliği de iyi olacak ve bundan dolayı öncelikle eğitimcilerin, bürokrasinin, siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin eğitim işine son derece yönelmeleri gerek; çünkü ülkenin geleceği tekrar tekrar söylüyorum, eğitimden geçer. Eğitim ne kadar iyi olursa; anarşi olmaz, hırsızlık olmaz, terör olmaz..  Hiçbir şey olmaz. Ama eğitimin de kötü olursa Türkiye’deki her şey anarşidir, terördür…

 

Gelişmiş ülkelerde eğitim seviyesi yüksek olduğundan dolayı insanlar daha medenidir. Daha görgülüdür. Toplumsal değerlerine daha çok önem veriyor. Bir de biz toplumsal değerlerimizden uzaklaşıyoruz. Şu anda batının değerleri ile yaşıyoruz, onların değerleri ile haşır-neşir olmuşuz. Tarihimizi bilmiyoruz, kültürümüzü bilmiyoruz. Dini inançlarımızı bilmiyoruz.

 

Ben şunu her zaman söylerim: Biz milli eğitim sistemi olarak öğrenciye ne verebiliriz, beklentimiz nedir, 20 yıl sonra şu anki neslimizi nerede görmek isteriz? Yani hedef koymalıyız kendimize. Biz milli eğitim camiası olarak ya da eğitim sistemi olarak, öğrencilerimize ne manevi değerleri verebiliyoruz ne de beşeri değerleri, yani fizik-kimya-biyoloji dersleri verebiliyoruz. Yani biz öğrenciye ne verebiliyoruz? Önce bunu sorgulamamız gerek bizim. Ben her zaman bunu düşünürüm. Bu öğrenciye ben ne verebiliyorum?

 

Biz bir şey veremiyoruz. Almanya’da öğrenciye hiçbir şey verilemiyorsa disiplin veriliyor. Japonya’da çalışma veriliyor. Güney Kore’de çalışma veriliyor. Biz milliyetçi bir ülke olduğumuzu iddia ediyoruz ama… Milliyetçilik nedir? Vatanını en iyi seven, işini en iyi yapandır. Bu milliyetçilik yani; çalan, çırpan, yolsuzluk yapan milliyetçi olamaz. Onun için biz eğitim camiası olarak bu öğrencilere ne veriyoruz, 20 yıl sonra bunlardan bizi ne bekliyoruz.

 

Dediğim gibi; dershaneye öğrenci geliyor. Ne fizik-kimya-biyolojiden matematikten bir haberi var; ne de saygıdan, din, Allah, kitap işte kültürden bir haberi var. Bir nesil amaçsız, amaçsız bir nesil yetiştiriyoruz. Bir tarafta çok iyi bir neslimiz var ama bunlarda azınlıkta, bir tarafta da hiç dünyadan bir haber, hedefi olmayan, rüzgar nereye serperse oraya gidebilecek gençlerimiz var.

 

Bu nedenle de eğitimcilerimize, bilhassa ilkokul öğretmenlerimize büyük görevler düşüyor. Çünkü öğrenciler, 4-6 yıl ilkokul öğretmenlerinin elindedir. Eğer ilkokul öğretmenleri işini sağlam yaparsa, çocuklara gerekli donanımı gösterir ve verirse ileriki yıllarda bu çocuklar zaten belirli bir yere gelecektir. Ama her sene bir öğretmen değiştirmiş, ya da milli eğitimdeki öğretmenlerin bir kısmı iyi çalışmış bir kısmı iyi çalışmamış, çalışan öğretmenin öğrencileri çok iyi yerlere geliyor, çalışmayan öğretmenlerin çocukları hayat boyu sürünüyor. Çünkü biz temeli ilkokulda veriyoruz. Belli bir yaştan, belli bir dönemden sonra ne yaparsanız yapın bizim ona herhangi bir katkımız olamıyor. Yani önce bizim temeli sağlam atmamız gerekiyor.

 

Şehrin geleceği eğitimcilerin elinden geçiyor, dilebilir miyiz?

 

Tabi tabi. Başbakan da yetiştiren eğitimcidir, cumhurbaşkanı da yetiştiren eğitimcidir. Ülkenin bütün insanını yetiştiren de eğitimcidir. Herkes doktora gitmez ama herkes eğitimciye gitmek zorundadır. Bu nedenle önce eğitim. Yüce kitabımızda da zaten ilk ‘İkra’ diyor, ‘oku’ diyor yani. Buradan zaten bizim mesajı almamız gerekiyor. Ama maalesef, bizim kültürümüze baktığımızda biz biraz daha eğitimde gerideyiz maalesef.

 

Özel okul ile devlet okulundaki eğitimci farkı nedir?

 

Aslında tüm alanlarda devlet ile özel sektörü kıyasladığınızda konu farklıdır. Özel sektörde risk var; idarecinin riski var, yönetimin riski var, öğretmenin riski var, öğrencinin riski var. Yönetici başarılı olmak zorunda, öğretmende başarılı olmak zorunda. Ama devlette risk yok. Özel sektörün, devlet sektörüne göre tek farkı, risk faktörüdür.

 

Risk faktörü taşıyan her şirket kendini geliştirmek zorundadır. Her kurum kendini geliştirmek zorunda. Çünkü özelde başarıya göre ödül var, başarısızlığa göre ceza var. Ama devlette bu yok. Özelle devlet arasındaki fark, risk faktörüdür. Ben yarının kaygısını taşıyorum kurum olarak, özel sektörde herkes bu kaygıyı taşıyordur. Ama devlette böyle bir risk yoktur. Bundan dolayı da özeldeki öğretmenin kalitesi zayıf dahi olsa devletin önüne geçebilir. Neden? Öğretmen özelde kendini geliştirmek zorunda. Öğrenci, veli, idare… Zaten bunun hesabını da öğretmene sormak zorunda. Sorduğu için de öğretmen orada kendini geliştirmek zorunda kalıyor.

 

Özelde bir sorgulama var ama devlette bu yok. Devlette başarılı da başarısız da, çalışan da çalışmayan da aynı kategoride aynı değerdedir. Özelde çalışanın ön planda olduğu, çalışanın orada kalabileceği bir ortam olduğu için özel daha başarılıdır.

 

Son olarak; Pİ okullaşıyor mu?

 

Pİ Analitik Dershaneleri, Kahramanmaraş’ta 2006 yılından beri bulunuyor. O günden bu güne 5 şubemiz var. Dershanecilik sektöründe her kademeye hitap edebilecek, her maddi duruma hitap edebilecek konumdayız.

 

Zaten biz 20 yıldan beri de Saçaklızade Vakfı Kurumları olarak eğitimin içerisindeyiz. Belli bir tecrübemiz de var. İnşallah Pİ Analitik Kurumları olarak dershanede edindiğimiz bu tecrübeleri de önümüzdeki yıllarda özel okullarda değerlendirmek istiyoruz. Bundan dolayı da Pİ Analitik Dershanesi şu an 64 derslikli özel okul inşaatımız başladı. İnşallah bunu 2015-2016 Eğitim-Öğretim Yılı’na yetiştirmek istiyoruz. Kahramanmaraş’ta da özel okullara çok çok ihtiyaç var.

 

Özel okul sayısını hem Türkiye çapında hem de Kahramanmaraş’ta artırmamız gerek. Şu an özel okula giden öğrenci sayısı yüzde 2’dir, Türkiye’de oran olarak. Kahramanmaraş biraz daha bunun altındadır. Rusya’da bile şu anda yüzde 20’lerin üzerinde özel okullar, hükümetimiz de bundan dolayı özel okullara teşvik veriyor. Olumlu bir gelişme. Yetersiz ama ilerisi için umut verici bir gelişmedir. İnşallah bunun devam gelir. Biz de hem ilkokul, hem ortaokul, hem de lise olarak inşallah önümüzdeki yıllarda eğitim-öğretime, Kahramanmaraş’ın eğitimine, ülkenin eğitimine hizmet etmeye devam edeceğiz.

 

24 Kasım Öğretmenler Günü için ne söylersiniz?

 

Öğretmenler, eğitimin temel taşı. Sadece 24 Kasım’dan 24 Kasım’a değil de her an, her gün anılmalıdır. Çünkü kendimiz, çocuğumuz, torunumuz da anne-babamız da öğretmenin elinden geçiyoruz. Ülkenin geleceği öğretmenlerden geçer. Öğretmenler bir mumdur, ışıktır, kendi yanarken çevresini aydınlatır. Öğretmenin emeklisi olmaz, rahmetlisi olur. Kıymetini bilmek, değerini bilmek gerekir. Ben 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün bütün öğretmenlerimize sağlık-sıhhat diliyorum, ölenlere rahmet diliyorum.


  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Maraştan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0344 224 18 45 | Faks : 0344 224 18 45 | Haber Scripti: CM Bilişim