1. YAZARLAR

  2. Ahmet Doğan İLBEY

  3. Türkiye Yazarlar Birliği’nin Maraş seferinden hâtıralar
Ahmet Doğan İLBEY

Ahmet Doğan İLBEY

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye Yazarlar Birliği’nin Maraş seferinden hâtıralar

A+A-

Ey azizan! Daha önce de anlattım; fakir, bir şehir münzevisi, mazlum ve mazrur bir emekli olduğu içindir ki pek hâtırası olmuyor. Dost meclislerinde herkes haftalık hâtıralarını anlatıyor, onlara imreniyorum. Fakat bu hafta çok fikirli ve muhabbetli hâtıralarım oldu. Ehl-i dil ve ehl-i fikir câmiasına anlatmayı vazife addettim

Bir önceki nâçiz yazımızda anlattığım gibi, Türkiye Yazarlar Birliği 16 Şubesi ile Şehr-i Maraş’ta toplantılar, paneller yaptı. Mensupları “3. K. Maraş Kültür ve Kitap Fuarı”na katılarak kitaplar imzaladılar. Tanıdık, tanımadık üdebadan ve şuaradan kişileri dar vakitte olsa görmüş oldum.

Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şube Başkanı öğretim görevlisi İsmail Göktürk, TYB müdavimi KSÜ öğretim üyesi Yücel Ayrıçay dostumuz birlikte T. Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan’ı üniversitedeki konuşmasından sonra beraberindeki heyetle alıp, bu fakirin ağır maişet mekânına getirdi.

Fakir, halkına tezgâh başında hizmet ederken D. Mehmet Doğan abi yanı başımda güleç yüzüyle zuhur etti ki pek heyecanlandım ve cezbeye kapıldım. Acaba gördüğüm sima Mehmet Abi mi? Aslı mı sahtesi mi? Gerçek mi hayâli mi? diye birkaç saniye tereddüt ettim. Fakiri kucaklayınca asıl yâni gerçek olduğunu fark ettim.

Bir yığın programı arasında tenezzül buyurup fakiri ağır maişet mekânında şereflendirdi. Bahtiyar oldum. Kendisine “Ağabey, büyük küçüğüne ayağına gelir mi bu nasıl iş…” dedim. “Gelir dedi. ‘Buraya avm diyorlar ama aslında bir tekke imiş, fikir dükkânıymış…” diyerek gönlümüzü taltif etti.

Habervaktim.com’daki “Maraş Maraş derler...” adlı yazısında da bahsetmiş:

“Birçok Anadolu şehri gibi, Maraşla da rûberû âşinalığımız, 1977 güzünde, Ulucamii belgeselinin çekimi vesilesiyle oldu. Bu yüzden “şehirle kırk yıllık muhabbetimiz var” desek, abartmış olmayız.

Maraş zengin bir halkıyat hazinesine sahip. Bu hazinenin incileri sayılabilecek muhteşem türküleri var, ama Maraşla ilgili şu türkü Urfa’dan derlenmiş: Maraş Maraş derler, bu nasıl Maraş / Al kızıl kan içinde can veren kardaş / Ufak taşınan bina yapılmaz / Bir ben ölmeyinen Maraş yıkılmaz...

Bu sefer Maraş’ta, üçüncüsü yapılan Kültür ve Kitap Fuarı ile Türkiye Yazarlar Birliği’nin 8. Şubeler Buluşması vesileleriyle bulunuyoruz. Fuarın iddialı bir sunuşu var: ‘Anadolu’nun en büyük kitap fuarı.’ ‘Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu’ (UNESCO)dan ‘edebiyat şehri’ unvanı almaya hazırlanan Maraş’ın böyle kurumlaşmış faaliyetlere ihtiyacı var... Bu defa Maraş’ta her adım atışta dilimde Yunus’un virdi: Ben dervişim diyene bir ün idesim gelir! (…)

Maraş’ta Ahmet Doğan’ın tekkesindeyiz... Tekke denilince müşekkel binalar, tabelasında “dergâh” yazan yapılar akla gelmemeli. Ehli tasavvuf böyle iddialardan beri olmayı seçmiştir. Dervişliği hırkada, tacda aramamak esastır. Ancak derununda dervişlik olamayanlar şekli öne çıkarır.

Tekke ehli işinde gücünde, günlük meşgalesindedir. Eli iştedir, gönlünün nerde olduğu da malûmdur. Bakırcılar çarşısında çekiçler zikir makamında vurulur. Herkes kendi imkânının ve imtihanının peşindedir. (…) Çaya ne zamandır ‘tekke çorbası’ denilir? Sohbet için olmazsa olmaz çaylarımızı yudumlarken dükkâna gelenler oluyor. Hayat devam ediyor, karşıdaki doğumevinde her gün ezel-ebed müjdesi veren insan yavruları ilk çığlıklarını atıyor.

Maraş’tayız, Doğumevi Necip Fazıl Hastahanesi’nin şubesi. Sohbetin gelgitleri bizi ordan oraya atıyor. Her sözün gideceği yer belli, döneceği de şüphesiz. Nüktesiz, imasız, ihsassız konuşan yok... Köklü dostluklar, uzun süren beraberlikler, sözü sohbeti her defasında âna mahsus olmaktan çıkarıyor... Her konuşmanın taraflarca bilinen mâzisi var, erbabının malûmu atıfları var. Hayatı

ortaklaştıran rümuzlarla dolu bir metin her an yazılmaya devam ediyor. Maraş’ın içinde nice Maraşlar var... Maraşlıların içinde nice dervişler var…”

D. Mehmet Doğan abinin, fakirin ağır maişet mekânını (kendisi tekke diyor) ikinci kez şereflendirişini anlatmazsam olmaz. Yazarlar Birliği heyeti programları üzere Maraş’ın belli mekânlarıyla tanış olmak üzere dolaşıyorlar. Fakirin vakti yok.

Akşam sonrası TYB K. Maraş Şube Bşk. İsmail Göktürk de meşgul; dersi var. Şube Başkan Yardımcısı Hasan Ejderha’yı arıyorum. “Ali Hocamı ve Muzaffer Hocamı kim ağır maişet mekânıma getirirse ona Maraş altından tımar bağışlayacağım…” diyorum. Hasan Ejderha durur mu? Tımarı kapmak için “Ben getiririm…” diyor ve beraberinde D. Mehmet Doğan abi ve üdebadan bir gurubu da alarak fakirin ağır maişet mekânını bir daha şereflendiriyorlar. Bayram ediyorum, baş ve fikir ağrılarım gidiyor ve şifayab oluyorum. Bu değerli misafirlerin getirilişine yardım eden TYB K. Maraş Şubesi İdare Heyeti’nden kadîm ve vefakâr dost Hasan Keklikçi’nin de emeğinin olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Mehmet Abi ve yanındaki üdebadan kişiler fakire bazı sualler sordular. Suallerin önceden Fikir Dükkânı ehli tarafından verildiğini hemen anladım. Meselâ: “Tatlı fikri niye öldürür…” şeklinde, açıklaması uzun sürecek sualler. Haddim değil üdebaya cevap vermek. Sual etmeleri bile bizi bahtiyar etti. Ankara üdebası otellerine döndükten sonra Ali Hocam Ve Muzaffer hocamla gecenin ikinci yarısına kadar bazen hâl, bazen kâl diliyle hasbıhal etmiş olduk.

Ertesi gün ağır maişet mekânıma bir nöbetçi koyup kaçtım. Dedim ki, “Bugün ve yarın yokum, bu fırsat bir daha gelmez, felekten bir gün çalayım….” dedim ve Ankara üdebası ile Maraş Yazarlar Birliğinin meclisine dâhil oldum. Çaylı muhabbetler gırla gidiyor.

Fikir Dükkânında yâni Yazarlar Birliği Maraş Şubesinde fikirli çaylar eşliğinde nükteli sohbetler edilirken, İsmail Göktürk bir açıklama yaparak, D. Mehmet abinin fakir hakkında birkaç şey söyleyeceğini dile getirdi. Yüreğim düştü, bir hoş oldum, bu neyin nesi dedim. Fakir kim ki, D. Mehmet abi bir şeyler söyleyecek?

Mehmet abi elinde bir demet çiçek, fakiri tebrik etti ve “Her mekânın ve her kültürün bir klasiği vardır, Fikir Dükkânının klasiği de bu kişidir..” şeklinde bizi taltif etti ki, utandım. Sonra hatırladım “klasik” sözü İsmail Göktürk’ten mülhem… Sağ olsunlar bizi layık olmadığımız bir şekilde taltif ettiler. Tabii ki, D. Mehmet Doğan abinin takdim ettiği çiçeği üdebabaşı’nın elinden verilmiş bir pâye saydım ve bize atfettiği o birkaç cümleyi gönlüme kazıdım.

Bu bedii ve fikirli faaliyetler içinde, fakiri anası yerinde gören fikir ve gönül dostum şair Memduh Atalay ve şair-i âzâmım Mehmet Narlı da olsaydı ne güzel olurdu. Uzak Batı gurbetinde olan kadim Dükkâncılardan Mustafa Günalan, Dündar Kök dostlarım ve Meşhur Oflu Süleyman Kılıçbay da olsaydı, ah!

Kitap, fuar ve yazar eksenli hâtıralarımın arasında çarpıcı bir “aforizma” yı aktarmadan edemeyeceğim. TYB K. Maraş Şubesi kültür heyetinden Enver Çapar dostumuz bir söz etmiş ki, bu yahşi sözünü sayfasına da koymuş: “Sağlığa zararlı yiyeceklerin toplatılması gibi ruh sağlığına zararlı kitaplar ve yazarlar da toplatılıp geri dönüşüme gönderilmelidir.” Bu müthiş söz, üdeba heyetlerince dikkate alınıp gereği yapılmalıdır.

Bu haftaki hâtıramın kendime göre bir anlamlı tarafı daha var. Uzun zamandır göremediğim Ankara’da vazife yapan (Ankaralaşan demedim) hukuk müşaviri ve usta mizah yazarı Durdu Güneş’le de hasret gidermiş oldum. Dahası var, daha yakından muhabbet etmek istediğim bir dost geldi bu kez Maraş’a. İstanbul TYB Başkanı, sohbeti güzel ve nükteli insan Mahmut Bıyıklı ile mülaki oldum.

Ey azizan! Daha çok hâtıram var anlatacak, fakat vaktiniz almayayım. Üdeba topluluğu ile Çamlık mevkiinde beraberken, İsmail Göktürk, fakiri meşhur romancı Cengiz Aytmatov’un oğlu Askar Aytmatov’la tanıştırdı. Meşguldü, “Babanızı çok okuduk. Türk dünyasını bize babanız açtı…” diyebildim ancak.

Şunu da ilâve edeyim. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’nin tertip ettiği “3. Kahramanmaraş Uluslararası Kültür ve Kitap Fuarı” nda önümüzdeki Cumartesi ve Pazar günleri Semerkand Kitap Standında Ali Yurtgezen hoca “Evin Mahremi Olmak” kitabını ve şair ve hikâyeci Hasan Ejderha “Sokakbaşı”(roman) kitabını imzalayacaklar.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’nin tertip ettiği “3. Kahramanmaraş Uluslararası Kültür ve Kitap Fuarı” nda önümüzdeki Cumartesi ve Pazar günleri Semerkand Kitap Standında Ali Yurtgezen hoca “Evin Mahremi Olmak” kitabını ve şair ve hikâyeci Hasan Ejderha “Sokakbaşı”(roman) kitabını imzalayacaklar.

 

Bu müjdeyi TYB K. Maraş Şubesi Kültür Heyeti’nden Mehmet Raşit Küçükkürtül, Ferhat Ağca ve Mehmet Yaşar ayrı ayrı verdi. Üş dost, müjde için şadenlik istedi. Üç dost da ilk müjdeyi kendinin getirdiğini sanıyor. Kalben çok sevindiğim bu müjde için kime şadenlik vereceğime karar veremedim.

Unutmadan belirteyim, Cemal Nar hocanın “İslam’da Irkçılık Ulusculuk Milliyetçilik” isimli kitabının ART Kitapları’dan çıktığına dair haber aldım.

Bugün yaşadığımız ağır sıkıntıların müsebbipleri, tarihi durakları ve millet anlayışımıza uymayan ideolojik yapılanmaların faturalarını öğrenmek isteyenler bu kitabı alıp okumasını dilerim. 3.Maraş Kültür ve Kitap Fuarı’nda standı bulunan Cemal Nar hocadan bu kitabını alıp okuyun lütfen.

 

Bir hâtıramı daha anlatıp bitireceğim. TYB K. Maraş Şubesi Mesul Müdürü H. Ahmet Eralp’in Gâziantep’te bir müddet polis eğitim merkezinde eğitim göreceğini fakat her Cuma akşamı Cuma Kapısı’na geleceğini müjdeledi Mehmet Yaşar dostumuz. Fikir Dükkânında bu Cuma bu mevzu üzerine sohbet var.

İşte böyle gönlümüze sürur veren hâtıralar ne de güzel sohbet mevzu oluyor. Sohbeti ve muhabbeti bilmedikleri için modernlerin hâtıraları da kadük ve kalpsizdir…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.